Z kuşağına selam olsun.. “Teknofest” kuşağına..

Z kuşağına selam olsun.. “Teknofest” kuşağına..
30.12.2022 - 13:10
Güncelleme 30.12.2022 - 13:17
Haber Merkezi

Çok kıymetli genç kardeşlerim. 

86 yılında Düzce’nin şirin bir köyünde,bulutların üstünde dünyaya geldim.

Aklımı başıma aldığım ve hatırlamaya başladığım andan itibaren etrafımdaki insanları sürekli analiz etmeye çalıştım ve aynı zamanda onlara uyum sağlamaya..

Bugünün bebeleri gibi yeni gelene göre ortam oluşturulmuyordu. Yeni gelen var olan ortama ayak uyduruyordu. Çocuktuk ama büyük çocuklardık gibi hissettim hep.

Ne bir oyuncak için ağlamışlığım oldu, ne yeni kıyafetler için yırtınışım ne bir yarışım nede bir isyanım..

Bilirdim ki ilk oluşacak imkanda tüm ihtiyaçlarımız karşılanacak bilirdim ki her şeyin bir vakti saati olacak. Dediğim gibi büyük çocuklardık biz.

 

Büyüklerin otoriter yaklaşımları, biraz şefkat biraz merhamet karışımlı her an sen bilmezsin ama öğren temalı iletişim şekilleri  küçüğün hep analiz etmesi, hep sabretmesi gerektiğini yaşayarak öğrendik..Büyük konuşurken dinlemeyi almamız gereken almayı, söz kesmemeyi beklemeyi...

Her şeyi ama her şeyi uygulamalı öğrendik.

Kısmen çocuktuk anı yaşamayı da ihmal etmedik elbette ama her şeyi anlamayı, ortak olmayı, paylaşmayı,olgunlaşmayı, sorumluluk almayı, çözüm bulmayı, sırtlanmayı küçük yaşlarda ne yapabilirim’i kovalamayı öğrendik.

Muhafazakar bir köy, imkansızlık, öz güven yetersizliği dolayısıyla ben olma olgusundan uzak anı yaşarken ailelerimizin yaşam mücadelesinden rol almaya çalışırken köy okulunda ilk okul tahsilimi tamamladım.

Sonra bir pencere açıklı o yüksek köyden.

Büyüdüğüm köyün dışında bir dünyanın varlığından haberim yokken uzunca yürümeli şehrin okullarına gidip gelmeye başladık. Köyden birkaç abi ve birkaç arkadaş. Yepyeni insanlar yepyeni maceralar içimiz ürkerdi zaman zaman. Köy sapağında köyden üç beş amcanın arabası denk gelecek diye saatlerce beklerken geçen zamanın bize verdiği o huzursuzluk. Eve vardığımızda yapmam gereken ödevler, tekrarlar...

Zordu kısacası tüm bu yorucu tempoya rağmen başarılı olan abilerimiz arkadaşlarımız da olmadı değil ama biz yolumuzu farklı çizdik diyelim.

Kısa süreli üniversite denemelerime rağmen orada da istediğimi bulamadım. Farklı geçişler kararsızlıklar derken en hızlı çalışma hayatına atılmam gerektiğini anladım. Uzunca bir süre çalıştım. Yaş 18 zorlu koşullarda çalışıyoruz özel sektörde büyük bir market zincirinde şarküteri reyonu işletiyoruz. Tenekeleri keserle açıp zeytinleri peynirleri tazeliyor satıyoruz. Sapağa kadar yine otobüsle gelip bir şekilde eve varıyoruz. Aile bütçemize bir şekilde katkılar sağladık meğer o sırada büyümüşüz de.

Çocukça tavırlarımız olmadan hayal kurmadan en basit hayallerimiz emre belözoğlu gibi futbol oynamak iken büyümüşüz. Hayatın içindeyiz.

Bir kız olarak kız bebek hayali kurmadan büyümüşüz.

Aynı tabaklardan yemek yiyen ve çoğu zaman ben tokum diyen bir annenin fedakarlığı ile büyümek , buz gibi soğuk suyun altında topukları parlayıncaya kadar çamaşır yıkayan bir anneyi izleyerek büyümek, hep susan, hep çalışan, hep yetişen bir anne ile büyümek bir yandan da yükler yüklüyordu omuzlarıma...

annemi nasıl hafifletebilirim...?

Sonra Annemin yarısı olabilmek için sıvamıştım kollarımı..

 

Evde tüm işlere yardımcı oluyor, işe gidip geliyor, hafta sonları tarla işlerine yardım ediyor her an her yerde aktif olmaya çalışıyordum.

Evlerimizde internet yoktu, interneti takacak bilgisayar, akıllı telefonlar hiç bir şey bildiğim en teknolojik alet hesap makinesiydi. Alır bilgisayarmış gibi tuşlarıyla oynardık ‘bozulmayacak şekilde’ çünkü yerine bir şeyi koymak zordu. Yoksulluk değildi bu henüz gelişememişlik ve henüz yola çıkamamışlık tı. Ve sonra yönetimler değişti birileri gitti birileri geldi hayat değişmeye başladı otobüsler çoğaldı, iş imkanları çoğaldı, çalışan sayısı arttıkça alım gücü arttı, insanlar çok hızlı bir geçişe doğru kaydı. Hepimiz çok hızlı gelişmeye başladık bu 10 20 yıl almış olsa da tüm bunları o yıllar içinde gelişerek yaşadığımız için hakikaten gözle görülür şeyler değişti.

Önce sofralar ayrıldı.

 Sonra evler, sonra odalar , daha sonra  şehirler...

İnsanlar kendilerini keşfetmeye başladı.

Tüm bu kutu içinde yaşamışlığın dışında görmek istedi herkes kendini.

 Kimi yaşam tarzıyla, kimi düşünceleriyle, kimi kılık kıyafeti kimi eğitimi ve gelişimi ile. Hepimiz herkes değişti. Bir zamanlar bayramlık ayakkabı bekleyen o nesil yok oldu hangi marka ayakkabıyı seçeceğini bilemeyen bir nesil oluştu. Odalar dolusu oyuncaklar, dolaplar dolusu kıyafetler  Ve buna benzer bir sürü şey...

Gelişmek, çalışmak, değişim bunlar güzel bir şey  aslında, bu  ülkece bir standardın iyileştiği anlamını da taşımakta.

İnsan bakınca nereden nereye demeden edemiyor.

 Hastahanelerde kuyruklar bekleyen bir toplumun randevu ile oturduğu yerden hekim seçme lüksüne bakar mısınız?

Acil durumlarda evinize tek tuşla ambulans gelebilmesi, dağ taş tepe noktalarında acil helikopterlerin gelebilmesi.

Hatırlamazsınız biz çocukken engelli, yatalak hasta gibi insanlarımız hep mağdur edilirdi şimdi devletimizin sağladığı imkanlar sayesinde herkes hastasına özenle sahip çıkıyor. Araç alımında vergi muafiyetleri aylık maaşlar sosyal yardımlar vs vs..

Şimdi her evde internet ve BİR KAÇ AKILLI TELEFON var... bu ekonomik anlamda batmış bir ülkede sahip olunabilecek bir şey mi? Tüm telefonların hattı ayrı aylık faturası ayrı osu busu ayrı.

Ha şunu da belirteyim ülkedeki telefon sayısı değil mevzu.. bilgiye ulaşmak, veriye ulaşmak, gelişmek istemek, değişmek istemek, istenen her ne ise ona ulaşmak kolaylaştı.

Doğru tüketim insanı ihya eder fakat yanlış tüketim insanı zehirler...esir eder.

İnternetten ücretsiz uygulamalarla eğitimini destekleyen nice insan var. ve diğer tarafta kolay para kazanmak uğruna kendini tüketen insanlar da...

GELİŞİYORUZ....

Yokluğu yaşamış gençler olarak şuan oturduğum yerden bilgisayarımdan yazabildiğim ve sizlerle paylaşabileceğim anı yaşıyorum.

Bunu yaşamayan bilemez ki...

Her alanda her anlamda gelişiyoruz.

En basit eğitim alırken okul sayılarının artması, taşınabilir sistem, servisler, bilgiye,kurslara, kendini keşfedebileceğin alanlarda şansını deneyecek çokça imkanlarınız var.

Okullardaki sosyal alanlar, devletin gençlerimize yaptığı spor merkezleri, havuzlar, tesisler...

Say say bitmez ve Türkiye Cumhuriyetinde her devlet okulu öğrencisi bu imkanlara eşit derecede sahip.

Siz yeter ki okumak isteyin.. devletimiz online olarak da okullarımızla aynı müfredatla çocuklarımıza tekrar yapma şansı da veriyor. Üretsiz kitaplar, kaynaklar...

Daha çok kaynağa ihtiyaç duyan da ailesinin bütçesine göre kendini daha donanımlı hale getirebiliyor.

Bakın yıllar yıllar önce motor üretmek istediğimizde tüm standartlara sahip bir ürün ürettiğimizde bile avrupa standartlarına uyguns değil diye üretim yapmamamız için tüm girişimlerimiz ekarte edilmişti. Zor şartlarda denemeye devam ettik pes etmedik hikayemiz o günlerde başlamıştı. Bu adımımız ülkemizin ne kadar dışa bağımlı olduğumuzu da görmemizi sağlamış oldu. Siparişlerimizi azaltıp kendimiz üretmeye başladığımızda tarih 1956 idi. Bugün ülke yetkililerimizin doğru ve istikrarlı adımları sayesinde kendi ihalarımızı, sihalarımızı, sanayi alanındaki dışa bağımlılığımızı azaltmış ihracat yapan ülke olmuş bir milletiz..

Rastgele bir mikrofon uzatıldığında ülke ekonomisini yerden yere vurmak, ülkeden gitmek istediğini söylemek, ülkeni küçümsemek bu vatanın sorunu değildir.

“Kendini geliştirmeyen her birey bu toplumun ileri gitmesine engel bir tuğladır.”

 

Kendini geliştirmek isteyen her gencin potansiyeline uygun alanlar mevcut, hayallerini özgürce gerçekleştirmek isteyen nice mühendisler, nice üreticilere dönüşebiliyor.

 Her ilde kodlama merkezleri ücretsiz halk eğitim kursları ki bu kurslarda muhteşem meslek edinmiş ve hakkıyla gelir elde eden nice genç, yaşlı, kadın, erkeklerimiz var.

 

Üniversitelerde örgün okuyan gece ve uzak eğitim harici öğrencilerin harç konusunu kaldırdı. Yurt sayısını arttırdı devlet yurtlarında aylık ücret en minimal hale getirildi. her ilde üniversite açıldı  ki bu uzağa gidemeyen şehrinden çıkamayan bir çok genci de hayallerine kavuşabilsin. Bunu yaparken her ilde üniversite açılsın da üniversiteli sayısı çoğalsın da kalite düşsün diye yapmadı. Kalite neden düşsün ki neden düşmeli ya da..?

Okumak isteyen her şartta okuyor.. herkesle aynı kalmak istemeyen daha fazla okuyor kendini daha fazla geliştiriyor, dil ekliyor, yazılın ya da bir şekilde ayırt edici bir özellik ekliyor ve sıyrılıyor. Sadece mezun olmak isteyenleri de gördük açık öğretimden işletme oradan da polislik sınavı hoop devlet memurları bunları da çokça gördük. Bunu kısmen eleştirsem de bizim tarafta şans arttırıcı bir çok uygulamanın hayata geçirildiği gerçeğini anlatmaya çalışıyorum.

 

Siz bilmezsiniz üniversitelerde sağ sol kavgası oluyordu. Kavgalar bıçaklanmalar kayıplarımız oluyordu. Şuan okullarda o kadar rahat eğitim alınıyor ki bu kez rahat batmış durumda. Herkes zevk alanlarının peşine düşüp okul okurken eğlenme moduna geçmeye başladı. Daha önce de belirttiğim gibi okumak isteyen hedefi olan kendini herkesten ayırmak isteyenler çok da güzel okuyor.

 

Arkadaşlar gençler inanın şuan sayın cumhurbaşkanımız kadar ülkesini,halkını düşünen bir lider bulamayız bulamazsınız...

Okullar, hastaneler,yollar, köprüler,tüneller, konutlar,millet bahçeleri, barajlar, arıtma tesisleri, su hattı alt yapıları  , doğal gaz alt yapıları , asfaltlar  destekler, düzenlemeler..

Her şey Türk halkı için...

Hepsi bizler için.. daha detaylı verileri aşağıda paylaşıyorum.

Ben 20 yıldır, gördüklerimden, yaşadıklarımdan, ülkemdeki değişimlerden, gelişimlerden çok memnunum..

Hayat standardımızı, Türkiye miz’in dört bir yanını yaptığı güzellikler ve iyileştirmeler için aşağıda belirttiğim tüm detaylar için herkesin huzurunda kıymetli Cumhurbaşkanımıza Teşekkür ediyorum.

Her daim seninleyiz reis..

 

Ve kendisine 15.07.2016 gecesi yazdığım bir şarkıyı da buraya eklemek istiyorum.

 

Onun adı Reis…

 

Onun adı reis onun adı Erdoğan

Dünyada var mıdır böyle güçlü dik duran

O mazluma yoldaş, zalimin gözünde yaş

Onun adı reis onun adı Erdoğan

 

Kumpaslar kuruldu senaryolar yazıldı

Bir gece zalimler askerleri kandırdı

Allah kitap diyen cemaatçi ordusu

Halkın silahıyla yine halkı korkuttu

 

 

Ve göklerden gelen karar indi aniden

Hak tuttu elinden korundu o an hemen

Bir telefon ile 4 dakika konuştu

Halkını vatana nöbet için koşturdu

 

Boşuna demedik ona reis diye biz

O aklın üstüdür o gönlü güzel temiz

Vatanı uğruna kefen giyen milletiz

Onun adı reis onun adı Erdoğan

 

Daha çok ezanlar selalar okunacak

Bu ülkeye düşman her zaman çoğalacak

Biz korkak bir millet olmadık olmayacaz

Onun adı reis onun adı Erdoğan

 

Unutma kardeşim bu vatan hepimizin

Onurlu bir lider gurur sa hepimizin

Kökleri sağlamdır Osmanlı şerefi

Onun adı reis onun adı Erdoğan

 

Onu çok severiz gönüldendir bağımız

İstesin fedadır hem canımız malımız

Müslüman ümmetin tek umududur yalnız

Onun adı reis onun adı Erdoğan

 

Gurur duy Türkiyem her köşen parıldıyor

Batı ve Avrupa ne nasıl neden diyor

Hiçbir boyunduruk bu lidere geçmiyor

Onun adı reis onun adı Erdoğan

 

Biz millet olarak tek yürek olacağız

Her daim devletin sağ kolu kalacağız

Asla para için hain barındırmayız

Onun adı reis onun adı Erdoğan

 

Gördü tüm Avrupa fetö ve dış mihraklar

Organizesiz iş sonu da böyle patlar

Ula bizim millet uçak üstüne atlar

Korkmadan cesurca tankın altına yatar

 

Bir ümran için biz suriyeye girmişiz

Nerde mazlum varsa başa taaac edinmişiz

Biz Allahın sevgilisinin ümmetiyiz

Onun adı reis onun adı Erdoğan

 

Bir millet özümüz Tek devlettir sözümüz

Muhammet aşkı ile doğar büyür ölürüz

Şerefli ordumuz yürekle coştunuz

Onun adı reis onun adı erdoğan

 

Onun adı reis onun adı Erdoğan

Onun adı reis onun adı Erdoğan

Onun adı reis onun adı Erdoğan

Unun adı reis onun adı komutan

 

Bendeniz,  Feriha Albayrakoğlu Arslan

Biraz anne, biraz araştırmacı, biraz sanatçı

koskoca hayatta bir tutam tarhana baharatı..

                                                                                            

 Ak Parti Düzce İl Kadın Kolları

  Tanıtım ve Medya Başkanı

  sevgi ve saygıyla.

                                                                                

         

 

  2002 yılında 37 milyar lirayı bulmayan Tarımsal Gayri Safi Yurtiçi Hasılamız, geçtiğimiz yıl 333 milyar lirayı geride bıraktı.

  Tarım ve gıda ürünleri ihracatımız 20 milyar lirayı geçti.

  Çiftçilerimize bugüne kadar ödediğimiz tarımsal desteklerin toplamı 160 milyar liraya yaklaştı.

  Sadece bu yıl yapacağımız tarımsal destekleme ödemeleri tutarı 24 milyar liradır.

  Türkiye'nin, iklim şartları sebebiyle üretimi sınırlı olan birkaç ürün dışında, tarımda dışa bağımlılığı kesinlikle söz konusu değildir.

  Geçtiğimiz 19 yılda tarla ve sebze üretimimiz yüzde 20, meyve üretimimiz yüzde 67, süt ve et üretimimiz iki katına yakın artış göstermiştir.

  Orman varlığımızı 20,8 milyon hektardan 22,9 milyon hektara, 175 olan korunan alan sayımızı 616'ya, 16 olan tabiat parkı sayımızı 250'ye çıkardık.

  Barajlarımızın sayısını 276'dan 600 ilaveyle 876'ya, içmesuyu tesislerimizin sayısını 84'ten 262 ilaveyle 346'ya, sulama tesislerimizin sayısını 1.764'ten 1.457 ilaveyle 3 bin 221'e ulaştırdık.

     MAKROEKONİMİDE; satın alma gücü paritesine göre milli gelirde Türkiye'yi dünyada 17'nci sıradan 13'üncü sıraya yükselttik.

  Dünyayı kasıp kavuran salgına rağmen geçtiğimiz yıl yüzde 1,8 büyümeyle, G-20 ülkeleri arasında ikinci sırada yer aldık.

  Göreve geldiğimizde vergi gelirlerinin yüzde 86'sını bulan faiz ödemelerini, geçtiğimiz yıl yüzde 16'ya gerilettik.

  Avrupa ülkelerinde yüzde 97'ler, gelişmiş ülkelerde yüzde 130'lar civarında olan borç stokunun milli gelire oranını yüzde 42,6 seviyesinde tutmayı başardık.

  İhracatımızı 36 milyar dolardan aldık 170 milyar dolar bandına kadar çıkardık.

  Her ay yeni ihracat rekorları kırarak, bu yolda yürümeyi sürdürüyoruz.

  Son bir kaç gündür piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, Türkiye ekonomisinin temellerini, gerçek dinamiklerini, taşıdığı potansiyeli ve yarınını kesinlikle yansıtmıyor.

  Türk sanayisi, salgın dönemindeki performansıyla direncini ve gücünü bir kez daha ortaya koymuştur.

  Kamu maliyesi ve finans sektöründeki göstergeler, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkeye göre daha sağlam bir yapıya sahip olduğumuza işaret ediyor.

  Bir süre önce açıkladığımız ekonomideki reform programımızın politikalarını ve takvimini dün akşam itibarıyla ilan ettik.

  Şimdi artık vakit, daha çok çalışma, üretme, gaza basma, hedeflerimize yürüme vaktidir.

  İktisadi temeli olmayan hareketlere karşı ülkesinin yanında yer alarak, güven ve istikrar mesajımıza sahip çıktıkları için milletimizin tüm fertlerine ayrıca teşekkür ediyorum.

  Atletizm pisti sayımızı 12'den 56'ya, yarı-tam olimpik yüzme havuzu sayımızı 46'dan 278'e, toplam tesis sayımızı ise 1.575'den 3 bin 907'a çıkardık.

  Ülke genelinde 32 stadyumun yapımını tamamladık, 10 tanesinin inşası, 4 tanesinin de proje ve ihale çalışmaları sürüyor.

     Ulaştırma alanında yaptığı icraatlar şu şekilde:

  İstanbul-Bursa-İzmir Otoyolu, Kuzey Marmara Otoyolu, Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu, Ankara-Niğde Otoyolunu bu dönemde ağımıza kattık.

  Çanakkale 1915 Köprüsünün de içinde yer aldığı Kınalı-Tekirdağ-Çanakkale-Savaştepe Otoyolu ile Ankara-İzmir Otoyolunun inşası sürüyor.

  Demiryollarında, toplam 1.213 kilometre uzunluğunda hızlı tren ağı inşa ettik.

  Ülkemizin 11 bin 590 kilometre uzunluğundaki mevcut demiryolu ağını, adeta sıfırdan inşa etmişçesine baştan sona yeniledik.

  İzmir'e İzban'ı, Ankara'ya Başkentray'ı, İstanbul'a Gebze-Halkalı Banliyösünü ve çeşitli şehirlerimizde pek çok metro hatlarını ülkemize kazandırdık.

  Havayollarında, 26'dan devraldığımız havalimanı sayımızı 30 ilaveyle 56'ya çıkardık.

  İstanbul Havalimanının yıllık 90 milyon yolcu kapasiteli ilk etabını hizmete sunduk.

  Yurt dışı uçuş noktamızı 60'dan 329'a, uçulan ülke sayısını 50'den 126'ya yükselttik.

  Salgın sebebiyle durgunluğa girmiş olsa da, Türkiye geleceğin en büyük hava yolu ulaşım altyapısına sahip ülkesi olarak dünyada ilk sıralarda yer alacaktır.

  Denizcilikte, tersane sayımız 37'den 83'e, yat bağlama kapasitemiz 8 bin 500'den 18 bin 545'e çıktı.

  Filyos limanının, Rize İyidere Limanının, Haliç, Tekirdağ, Datça Yat Limanlarının yapımları sürüyor.

  İletişimde, 2002 yılında 3 bin olan geniş bant abone sayısı 85 milyona ve 23 milyon civarında olan mobil telefon abone sayısı 84 milyona yükseldi.

  Bugün 54 milyona yaklaşan e-devlet kullanıcı sayısıyla, bu alanda dünyanın önde gelen ülkeleri arasına girdik.

"Sağlık alanında, hastanelerdeki yatak sayımızı 164 binden 253 binin üzerine, nitelikli yatak sayımızı 19 binden 162 bine çıkardık. Halkımıza daha iyi hizmet vermek için 378 binden devraldığımız sağlık çalışanı sayımızı, bugün 1 milyon 177 bine ulaştırdık. Hekim sayımız, 2002'deki 92 bin seviyesi iken, bugün 174 bini geçti."

 "Sağlıktaki kalitenin önemli göstergelerinden olan ambulans başına düşen nüfus sayımızı 107 binlerden 14 binlere indirdik. İlkini 2017 yılında Yozgat'ta açtığımız şehir hastanelerimizin sayısını 17'ye, toplam yatak kapasitesini de 22 bin 600'e yükselttik. Halen 9 şehir hastanemizin inşası, 3'ünün ihale süreci, 3'ünün de proje çalışmaları devam ediyor. Bunlar da tamamlandığında, toplamda 43 bin 158 yatak kapasiteli 32 şehir hastanesini ülkemize kazandırmış olacağız."

 

 

 

 


Editör: N. Albayrakoğlu

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan MSA Film Post Production Reklamcılık Sanayi Ticaret Limited Şirketi (www.duzceanaliz.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber İhbar